Ahmet Altan E-Kitapları

29 Temmuz 2011 Kategori : YERLİ YAZARLAR Okunma: 2.192
VN:F [1.9.22_1171]
Oy Verin
Rating: 9.5/10 (2 votes cast)

KILIÇ YARASI GİBİ

Ahmet Altan’ın bu kitabında onkuzuncu yüzyılın sonlarında Osmanlı Bankasının basılmasıyla yaşanan siyasal gelişmelerin,romandaki renkli karakterlerinin yaşadıgı renkli hayatlarla ve bu karakterlerin birbirleriyle olan baglantılari anlatılıyor. Ahmet Altan’ın benzetmeleriyle insana haz veren calışmada insanlarin iç düşünceleri,ruh haller,hırsları ve ihtirasları okuyucuların günümüz yaşantılarıyla bu tarihi romandaki karakterler arasinda bir ruhani köprü oluşturuyor.

Kitabın hikayesi romanın başkarakterlerinden biri olan Şeyh Efendi’nin Mehpara hanımla evlenmesiyle başlıyor.Şeyh Efendi herkes tarafindan sevilen,sözüne sarayın bile saygı gosterdigi bir kişi.İlk okurken şeyh unvanını görünce sırf bir din adamı,örümcek kafali biriyle karşılacagımı sanmıştım.Fakat tam tersine bu kişi son derece açık görüşlü bir düşünce adamı.Mehpare Hanımsa bir gumruk memurunun bır kızı ve hikayede bazı karakterlere göre nereye bulasırsa ugursuzluk getirecegine inanılan bir kadın.Bu evlilikte Seyh Efendi ve Mehpare Hanım’ın Rukiye adinda bir kızları oluyor.Bu evlilik cok kısa suruyor ve ayrılıyorlar.Bu evlilik boyunca neredeyse birtek kelime bile konuşmuyorlar.Evlilikleri boyunca Mehpare Hanım’in tek mutlu oldugu yer dinsel ayinler.

Romanın diger önemli bir karakteride Padişah’in hususi doktoru ve Huseyin Hikmet Paşa’nin babası olan Reşit Paşa.Reşit Paşa zamanında Mihrişah Sultan adli bir mısır kökenli kadınla evlenmiş fakat bu guzel ve ihtirasli kadının yasamına ayak uyduramayıp boşanmış bir adam.Mihrişah Sultan Paris yaşamının önde gelen kadınlarından biri ve guzelligi ve zenginligi ile birçok adamın hayallerini süsleyen bir kadın.Reşit Paşa sadece padişah’ın doktoru degıl aynı zamanda sırdasıdır.Padişah Reşit Pasayla olan diyaloglarında hem seviyeli davranıyor hemde bir tehlike altında oldugunu hissediyordu.Ancak bu tehlikenin paşalardan gelecegini dusunuyor hernekadar onlara yakın davransada hep hafiyeleriyle haklarında herseyi gunluk jurnallere kaydettiriyordu.Bu gereksiz tasalar bazen gereksiz kararlara sonuc acabıiyordu.

Huseyin Hikmet Bey gencliginin önemli bir bölümünü Pariste batı kültürünün beşiginde geçirmiş,bu kulturle büyümüş romanın baskarakterlerinden birisi.Huseyin Hikmet Bey Istanbula babasının yanına yerleşmiş ve evlenecek uygun birisini arıyordu.Kader Mehpare Hanım ve Hıkmet Beyi biraraya getirdi ve buyuk bir aşkla evlendiler.Seyh Efendi ile olan evliliginin aksine Mehpare Hanım son derece mutlu bir evlilik geçiriyordu.Bu mutlulukta Hıkmet Bey’in daha once bilmedigi ask oyunlarını Mehpare Hanım’a ogretmesi büyük bir önem tasıyordu.Daha onceki evliliginden olan kızı Rukiye’de onlarla birlikte yasıyor ve Hikmet Bey Rukiye’ye özkızı gibi davranıyordu.Evliliklerindeki aşk oyunlarına fransız hizmetcileride katılıyor Mehpare Hanım daha once bilmedigi hazlar tadıyordu.

Paşalar arasinda olusan bir gerginlik sonucu Istanbul’a bir paşaya yardımcı olmak ve onun için cagrilan Ragıp Bey genç bir subaydır.Ve bir kavga sonucu Seyh efendinin tekkesine sıgınır ve Seyh efendiyle saglam bir dostluk kurarlar.Bu ilişkinin özel tarafi Seyh efendi ile murid-seyh ilişkisi icerisinde olmayıp tamamen bir dostluk ilişkileri olmasıdır.Ragıp Bey dürüst bir subay olup karşılastıgı bir haksızlık sonucu bir paşanın oglunu döver ve paşa sıkayetcı olur.Ancak paşalardan pek hazetmeyen onların kardeşini kollayıp kendisini tahttan indirmek amacında oldugunu dusunen Padişah bir ceza vermez aksine Ragıp Bey’i gecici bir donem için Almanyaya gönderir.Almanyada kardeşi ittihat ve terakki olusumunun onculerinden Cevat Bey’e yardımcı olucak ve oluşuma yabancı makaleler gonderecekti.Farkında olmadan bu olusuma daha cok yaklasıyor ve inanıyordu.Almanyada bulundugu süre içinde Alman imparatorluguna hayran kalıcak,insanların ve askerlerin imparatora korkup tapmamasının,imparatoru sevmesinin bu olusuma yaklasmasında buyuk bir etkisi olacaktı.Bir yarısmada birinci olan Ragıp Bey üçbinaltın ödül aldı ve bu parayı ıstanbulda bir konak satın almak için ayırdı.Bir sure sonra ıcınde bulundugu ortamda kendini unutulmuş hisseden Ragıp Bey Seyh efendiye bir mektup yazarak kendisinin cagrılmasını ıstemiş ve seyh efendi bunu gerceklestirmişti.

Huseyin Hikmet Bey’in annesi mihrişah sultan Istanbula uzun bir aradan sonra tekrar gelmiş geliniyle tanışmıstı.Her iki guzel kadın gibi bu iki kadında birbirlerinden hoşlaşmamışlar gizli bir kıskanclık duymuslardı.Mıhrısah Sultan birinden duydugu Seh efendiyi merak etmil tekkesini ziyaret etmişti seyh efendiden cok etkilenen Mihrişah Sultan bu ziyaretleri sıklastırmıs,Seyh efendinin eski karısı olan Mehpare hanım ve Hıkmet Bey bu ziyaretlerden rahatsız olmuslardı.Mihrişah sultan oglunun ıcındeki batı kulturu askını,ozgurluk dusuncelerini tekrar ateşlemiş oglunun ıcındeki bu dusunceleri on plana cıkarmıstı.Bunun etkisiyle Hikmet Bey Istanbuldan ayrılmak istemiş ve ailesi ile birlikte sofyaya yerleşmeye karar vermişti.Almanyadan geri dönen Ragıp Bey’de sofyaya atanmış orada teşkilatta calısıyordu.Padişah tehlikenin subaylarından gelecegini hiç tahmin etmemekle beraber hala paşalardan gelecegini dusunuyordu.Bu teşkilat romanın iki önemli karakteri Ragıp beyle Hikmet Beyi karsılastırmıstı.Butun vaktini teşkilata harcayan Hikmet Bey karısına vakit ayırmıyor ve yeni şeyler ogretemıyordu.Mehpare hanım icinse tekduze bir hayat ölüm gibiydi ve kendisini bastan cıkarmaya calısan salon beyefendilerine karsı kendini zor frenliyordu.Teşkilat içindeki hesaplasmalar cok kanlı olmakla beraber teskilat istedigini silahla kabul ettirmişti.Hernekadar bu kabul ettiriş hikmet beyin istedigi gibi dusunceyle olmasada bu sonuc onları memnun etmişti.Istanbula dönen ragıp bey annesine bir köşk alıp seyhin buyuk kızıyla evlendi fakat izin icin geldigi istanbuldan ayrılarak tekrar sofyaya döndü.Sofyada işler karışmıstı.Aldatıldıgını anlayan Hikmet Bey bu acıya dayanamayıp intihar etti.

ALINTI

İÇİMİZDE BİR YER

Bir Kadın, Bir Erkek…

Nice aşk yitirdim ben.

Kışkırtıcı bir bakışıyla çılgına döndüğüm, bir dudak büküşüyle ağulu acılar çektiğim, kahkahalarıyla şenlenip gözyaşlarıyla kederlendiğim, bir tanrıça katına çıkartıp tapındığım, kutsal mabetlerinin sunaklarına hayatımı bir adak gibi bırakmayı arzuladığım, memelerinde, kasıklarında, kialçalarında, bacaklarında, boyunlarında adanmış topraklarda dolaşan bir sofu gibi vecd içinde kendimden geçerek dolaştığım, ayaklarına kapandığım, göğüslerinde ağladığım, saçının bir teline halel gelmesin diye fütursuzca ölüme yürüyeceğimi hissettiğim, bazen öldürmeyi şiddetle istediğim, onda yok olup onla var olduğum, bana her defasında aşkı, acıyı, sevinci, hayatı ve ölümü yeniden öğreten kadınlar yitirdim ben.

Kızıl bir kor gibi örslerine bıraktığım ruhumu bazen sert darbelerle, bazen yumuşak dokunuşlarla şekillendiren, benden bir başka ben yaratan, onun her şeyi, babası, oğlu, kardeşi, kocası, sevgilisi olduğum, onu her şeyim yaptığım, varlığıyla her şeyin tadını, kokusunu, görüntüsünü değiştiren, sıradan birçok davranışı olağanüstü maceralara dönüştürüp olağanüstü maceraları olağanlaştıran kadınlar.

ALINTI

İSYAN GÜNLERİNDE AŞK

Yazar İsyan Günlerinde Aşk isimli romanında, 1876 tarihli Kanun-i Esasi’nin tekrar yürürlüğe konulmasıyla ilan edilen 2. Meşrutiyet ve Meclis-i Mebusan’ın tekrar açılması sonrasında Osmanlı Devleti’nde oluşan ve bir süre sonra imparatorluk içinde bir anarşiye dönüşecek olan özgürlük ortamını anlatmıştır. Ayrıca, başlangıçta Abdülhamit’in istibdat rejimini ortadan kaldırmak ortak amacını paylaşan çevrelerin; daha sonraları nasıl birbirlerine karşı bir iktidar mücadelesine giriştiklerini ve halkın arasında baş gösteren huzursuzlukları, pek çok perspektiften bakarak anlattığı 31 Mart İsyanı ile gözler önüne sermiştir. Yazar kitabının pek çok yerinde gerek halkın, gerek Padişah’ın, gerek ordunun, gerekse İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin; Meşrutiyet öncesi ve sonrası ile ilgili görüşlerine yer vermiştir. Aynı zamanda bu kesimlerdeki; sonu 31 Mart İsyan’ına varacak gelişmelere ve değişimlere zaman zaman objektif, zaman zaman subjektif bir yaklaşımla değinmiştir. Tüm bu sıcak gelişmelerin yaşandığı o dönemde bizzat yaşamadığından ve bir tarihçi olmadığından, tarihi olayları ve özellikle bu olayların nedenlerini bazen yanlış veya eksik yansıtmıştır. Zaten bir tarih kitabı değil bir roman yazmış olan yazar; tarihi ve gerçek tarihi kişileri dekor olarak kullanmaktan çekinmemiştir. Sırasıyla incelemek gerekirse öncelikle yazarın gözünden halkın 2. Meşrutiyet ve sonrasında gelişen olaylara bakış açısını incelemek yerinde olur. Yazar kitabında ilk olarak; halkın, 2. Meşrutiyet’in ilanı ve birkaç ay sonra İstanbul’da Meclis’in açılması üzerine verdikleri tepkileri dile getirmiştir. Özellikle hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun Osmanlı İmparatorluğu içindeki hemen hemen bütün unsurların aynı özgürlük sevincini paylaştıklarını belirtmiştir. Gerçekten de bu konuda hiçbir şüphe yoktur ki; saray çevresindeki çıkar sahibi tek tük insan dışında Padişah 2. Abdülhamit’in baskı rejiminden bıkmayan yoktur. 2. Meşrutiyet’i içten içe desteklemeyenler de zaten o ortamda kendilerini, cemiyeti destekler göstermek zorunluluğunda hissetmiştir. Meşrutiyet’in ilanı ve Meclis’in açılması yurdun dört bir köşesinde büyük sevinçle karşılanmıştır. “Otuzüç yıl süren bir istibdattan sonra Meclis’in açılmasını kutlamaya gelen kalabalık, meydana sığmamış…”(s. 10) “Yalnızca meydan değil meydana giden sokaklar da imparatorluğun dört bir yanından

ALINTI

VE KIRAR GÖĞSÜNE BASTIRIRKEN

(…)dinin temsilcileri olarak ortaya çıktıklarını ilan eden insanları gördükçe, gerçek dindarlar adına utanç duyuyorum. Beni utandıran; nefsine sahip çıkamayan seyhlerin kalabalıkta günah dediğine ıssızlıkta arsızlıkla saldıran sahtekârlığı, Allah sevgisini oya tahvil etmeye çalısan politikacıların ikiyüzlülüğü, kendine yardım edecek bir el arayanlara, o eli avuç avuç altın karsılığı uzatan dolandırıcıların açgözlülüğü değil. Asıl büyük günah bu değil bence.Büyük günah, bir zamanlar bazı solcuların Marxi, simdilerde bütün vatanseverlerin vatanı, kendilerini biraz daha büyük ve diğer insanlardan daha farklı göstermek için ayaklarının altına alıp, kendilerine basamak yapmaları gibi simdi dincilerin de kendi dinlerini ayakları altına alması; kendi inançlarını, kendilerini diğer insanlardan daha önemli gösterebilmek içinkullanmaları, inançlarıyla böbürlenmeleri, inancı bir gösterise çevirmeleri. Dindarlık, bir büyük kudret karsısında kendi güçsüzlüğünü kabul etmeyi, o büyük kudret dısındaki her insanın esit olduğunu içine sindirmeyi, bir büyük kudret karsısında güçsüzlüğünü tevekkülle sırtlayıp tevazünün sınırlarını asmamayı gerektirirken, bunlar Allahın adından kendilerine pay çıkartıyorlar. İnançları onları mütevazı değil tam aksine gururlu yapıyor. İnançlarını bir süs gibi boyunlarına takıp bununla övünüyorlar, Allahla kendi aralarındaki iliskiyi, insanlarla aralarındaki iliskilerinde kullanıyorlar.İnanç, onların nefsini terbiye etmiyor, aksine onların nefsi bu inançla oburlasıyor. Kendi inançlarının gerektirdiği gibi ödülü Allahtan değil diğer insanlardan bekliyorlar. Öteki dünya çoktan çıkmıs akıllarından, akılları tümüyle bu dünyada ama bir mümin olduklarını iddia ederek diğer insanları küçümseyip bundan da dünyevi bir tatmin sağlıyorlar.(…)

ALINTI

SUDAKİ İZ

Bu çağrıyı bir kez daha reddetmek, Bülent’in Fazıla’yı bir militan olarak değil de bir kadın gibi gördüğünü ortaya koyacağı için, Bülent daha fazla direnemeyerek elinde battaniyesiyle gelip yatağın bir ucuna yattı. Battaniyeyi de yatağın üstüne serdiler. İkisi de aynı isteği paylaşıyorlardı aslında ama hem birbirlerinden hem de kendilerinden korktukları için, işi uzatıyorlar, kaçınılmaz sona ulaştıklarında kendilerini suçlu bulmamak için bahanelerini hazırlıyorlardı. İkisi de yatağın iki ucunda hiç kımıldamadan yatıyorlardı. Yatağın ortası eskilikten çukurlaştığından, ortaya devrilmemek için kendilerini sürekli denetliyorlardı. Fazıla’nın huzursuzluğu sürüyor, ayaklarını birbirine sürtmek istiyor ama kıpırdayamıyordu. İçindeki sıkışmaya daha fazla dayanamadı, ayaklarını birbirine sürtmeye başladı. İkisi de sık sık derin soluk alıyorlar, kıpırdamamak için büyük bir güç harcıyorlardı. Fazıla, yatağın öbür ucunda yatan erkeğin bedeninden çıkan sıcaklığı hissediyor, elleri bu sıcaklığa dokunmak istiyordu. 0 anda, gerçekten tek isteği o etin sıcaklığına dokunmaktı, o sıcaklığa dokunduğu anda ferahlayacağını, rahatça uyuyabileceğini sanıyordu. Yatağın ortasına doğru yavaşça kaydı.

ALINTI

İndirme Linkleri
Hotfile: İndir
Transitfiles: İndir
Fileserve: İndir

RAR ŞİFRESİ: www.blogdan.net

 

0 Yorum yapılmış

Sponsor

Rastgele Yazılar

Sponsor

Sponsor

Daha fazla YERLİ YAZARLAR
CANAN TAN iZ VE PiRAYE E-KİTAPLARI

İZ Yakın çevremizde benzerlerini görebileceğimiz gerçeklikte bir...

Ahmet Ümit E-Kitapları

AGATHA'NIN ANAHTARI Ahmet Ümit, Türkiye'de iyi polisiye...

Türk Yazarlardan 7 tane E kitap indir

1) Attila İlhan-Kimi Sevsem Sensin 2) Atilla...

AHMET ŞERİF İZGÖREN-ŞU HORTUMLU DÜNYADA FİL YALNIZ BİR HAYVANDIR

ÖZET “Şu hortumlu dünyada fil yalnız bir...

Kapat