Ayşe Kulin E-Kitapları


KÖPRÜ

Bayram çocuk bekleyen bir babadır. Ve karısının doğum zamanı gelmiş çatmıştır. Sancılarla beraber Bayram, karısını hastaneye götürecektir Ama fırat buna engel olmaktadır. Fırat’ın karısına geçmeyen bayram ve onun talihsiz karısı oracıkta doğurur. Fakat karısı bu acıya dayanamaz ve kan kaybından yaşamını yitirir. O günden sonra Bayram ve onun çocuğu yalnız başına yaşamaktadır. Bayram çocuğu alarak doğru Valinin yanına gider ve olayı ona söyler. Vali o günden sonra bu olaya yakınlaşır ve köprüyü yaptırabilmek için girişimlerde bulunur. Köprüyü, Erzincan’ında dışında yabancı bir mühendise yaptırmak istiyordu. Bunun için Gürcistanlı baba ve oğul mühendislerle görüşmelere başladı. Gürcü mühendisler köprüyü yapabileceklerini söyleyerek Gürcistan’a dönmüşler; fakat bir daha geri dönmemişler. Bunun üzerine Ankara dan bir mühendisle görüşmeye başladı. Mühendisler Erzincan’a gelerek köprü yerini gördü ve birkaç inceleme yaparak köprüyü yapabileceklerini söylediler. Mühendisler Ankara’ya dönerek gerekli çalışmalara başladı ve bir grup oluşturdular. Yaklaşık bir hafta bir çalışmadan sonra köprü Erzincan da değil de Ankara da yapılarak tırlar la Erzincan’a götürüleceğini söyledi. Vali buna şaşırmıştı. Fakat mühendislere güveni sonsuzdu. Valinin etrafındakiler buna inanmıyorlardı. Vali etrafındakilere aldırmayarak gerekli parayı sağlamaya çalışıyordu. Yaklaşık bir ay sonra ilk grup Erzincan’a giderek köprü ayaklarını dikmeye gelmişlerdi. Daha çalışmanın ikinci gününde gerçekleşen terörist saldırıyla personel Ankara’ya kaçmışlardır.

Öksüze bakan Elmas ile Mevlüt yasak aşklarından dolayı ailesine yakalanmaktan korkuyordu. Mevlüt, İstanbul da ki asker arkadaşını ayarlayarak İstanbul’a gitmeyi düşünüyordu. Vali gerekli gıdasal yardımı öksüze bakan aileye sağlıyordu.

Mühendisler köprünün yapımını tamamlamış ve Tırlar la Erzincan’a yola çıkmışlardı. Mühendisler ve Vali bir araya gelerek köprünün montajı hakkında konuşmaya başladılar. Köprünün kıyıdaki ilk ayağı oturtturulmuştu. Diğer ucunu ise karşıya geçirmek için, Feribottan
Tahta güvertesine köprünün diğer ayağı oturtturulmuştu. Yalnız bir sorun çıkmıştı. Daha yolun yarısında feribot bozulmuştu. Çalışmalar aksamıştı. Bu da halkta tedirginlik yaratmıştı. Bir sonraki gün arıza giderilmiş ve yoğun bir çalışmayla köprü tamamlanmıştı. Yapıldığı akşam Vali, Bayram ve Öksüz köprüye oturarak ufka doğru bakıyorlardı.

ALINTI

ADI AYLİN
Aylin, Amerikan kız kolejini bitirdikten sonra ,eğitimini tamamlamak üzere Paris,e gitti;bundan sonraki yaşamını bir uçtan diğer uca dördüncü bir hızla akarak gecti.Libyalı bir prensle evlendi,prenses oldu. Tıp okudu ünlü bir psikiyatrisi oldu. Tekrar tekrar evlendi,ama evliliklerinden sıkıldı, Amerikan ordusuna albay rütbesiyle subay oldu.

İşte bu kitap,kökleri.Giritli deli Mustafa naili paşaya kadar uzanan bir ailenin kızı olan Aylin DEVRİMELİ’in fırtınalı yaşamının öyküsüdür.

Lise yıllarında uzun boylu ve sıska bir kız olan Aylin zamanla güzelleşmiş ve bir gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris’te bir otelde buluşurlar otelde prens olduğunu söyleyen bir Arap’la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli bir yaşantı için evlenir Prenses olur. Ancak her şey düşündüğü gibi gitmez.Prens Senusi doğu kültürü ile yetiştiği için batı kültürü ile yetişen Aylin’e ters gelmekte zamanla Aylin’in özgürlüğünü kısıtlamaktaydı evliliğe başladığı gibi sakin değil büyük bir kaçışla son buldu;yaz sonunda Aylin,ablası ile Nilüfere Cenevre ye gider.yaşamının ideali olan tıp okumaya karar verir.ve büyük uğraşlar vererek Neuchatel üniversitesine kayıt yaptır. Okulun ilk yıllarında hayatında çok büyük değişiklikler yaparak,ihtişamlı hayatından sıyrılarak sade bir öğrenci olur. Tek hedefi olan tıp fakültesini bitirmek için çok çalışır. Daha sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-pierre ile evlenir. İki öğrencinin bu evliliğe zaman içinde Aylin’in dış görüntüsünde olduğu kadar iç dünyasını da değiştirecektir.Aylin Jean-pierre ile birlikte yaşadığı günlerde tıp ilmi ile yakından tanışır ufkunun penceresine o zamana kadar hiç bilmediği yepyeni bir dünyayı ardına kadar açacak,peşinden koştuğu gerçek zenginliğin dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanlığın iç aleminde bulunduğunu öğrenecekti. Okul sonunda Jean-pierre Nos Alam us’taki nükleer araştırma merkezinden geri çeviremeyeceği bir teklif alır.Aylin’de New Rachel Hospital Medical Center’dan teklif alır. Onların birbirilerine karşı olan sorumlulukları artık biter, müşterek hayatları bir yol ayrımına girer. Ellerinde bu evlilikten altı yıllık sağlam bir dayanışma ve derin dostluk duyguları ile dopdolu gençlik anıları kalır sadece.

Aylin çok ciddiye aldığı bu işine büyük bir heyecanla başlar. New Rachel’de tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim’in karısı on bir yaşından beri arkadaşı olan Zeynep Tarzı çıktı. Aylin, Zeynep ve Azim ile gittiği Afgan seyahati kokteylinde Paswak adındaki Birleşmiş Milletlerin Afgan esiri ile tanışır.Paswak evli olmasına rağmen Aylin ile arasında duygusal bir bağ oluşmuştu.Aylin o yılı aklı beş karış havada geçirdi.Bütün vakitlerini beraber geçiriyorlardı.Paswak bu yüzden önce Wall Dame’nin Birleşmiş Milletler genel sekreterliğine daha sonra 1974 yılında Hindistan sefirliğine tayini çıkmıştı.

Aylin kaderin ağlarını, onlar için giderek daha çileli iplerle örmekte olduğunu nihayet görmeye başladı ,ya sevdiği adamın peşinde dünyayı adım adım dolaşacak ya da mesleğini ön plana alacaktı. Tam meslek uğruna değmez derken Hastanede Psikiyatri bölümü şefliğine terfi etti. Sonunda Aylin’in sağ duyusu aşkına galip geldi. Aylin gönlü yaralı bar kuşunu çok kısa bir süre oynadı sonra toparlandı ve işinin başına döndü. Arkadaşı Azim’in vasıtası ile kendi meslektaşı olan Michel Ramodisli ile tanıştı. Michel’i çok etkileyici bulmadığı halde evliliğe giden ilk adımları Michel’in evinde attılar daha sonra Aylin bu evlilikten sonra deliler gibi çocuk istemeye başladı. Aylin’in bu isteğin karşılık Michel dinine ve geleneklerine çok bağlı olduğunu,doğacak çocuğun Yahudi kültürüne göre yetiştirilebileceğini söyledi;fakat Aylin bunu bile sorun etmedi,dinini değiştirmeyi göze aldı. Aylin’e göre insanları dinlerine,ırklarına ve dillerine göre ayırmak çok saçma idi. Ona göre insan,insan olduğu için çok değerli idi. Onun insan sevgisini bir din veya ırk engelleyemezdi. Aylin çocuk yapma isteğinden altı düşük yaptıktan sonra vazgeçti.

Aylin meslektaş olduğu Michel ile her an beraberdi. İş yerleri bir,evleri bir kısacası bütün zamanları birlikte geçiyordu. Belli bir süre sonra birbirleri bu kadar çok birlikte olmaları Aylin’i çok sıkmıştı,gün geç tikçe birbirlerinden kopuyorlardı ve bir gün Aylin kocasına haftanın belirli günlerinde birbirlerine izin vermelerini, bugünlerde değişik insanlar ile çıkabileceklerini bunun sonucunda diğer insanlarda görecekleri eksiklikleri kendilerinde tanımlayıp birbirlerine ölümsüz sevgi ile bağlanacaklardı. Fakat düşünülen olmadı, Aylin yurt dışında olduğu günlerden birinde Michel bir arkadaşının evinde Barbara adında bir bayanla tanıştı ve bu tanışma evliliklerinin sonunu getirdi. Aylin sıkıntılı bir zamanda vardığı bir karar sonucunda kocasını kaybettiği için hem üzgün hem de suçluluk duygusu içerisindeydi. Bu sıkıntı ve üzüntü uzun sürmedi. Her şeyi bir kenara bırakıp mesleğimde ilerledi. Fakat bu ilerleme bile onu tatmin etmedi. Bir süre sonra Amerikan ordusuna katılarak Körfez savaşında ruh sağlığı bozulan hastaları tedavi eden doktor olayı düşündü
bu nedenle Oklahoma’ya Körfez savaşında zarar görmüş askerleri tedaviye gitti.

Aylin üniformasını ilk kez 1992 ‘nin soğuk bir Ocak gününde giydi.9 Kasım 1992’de ordunun fiziksel aktiviteler sınavını yüksek bir puanla kazanarak başarı sertifikası aldı. Aylin ordudaki görevinde yine işine devam ediyor,hastalarına çare bulmaya çalışıyordu. Bir gün kendisine yeni bir hasta verildi. Bu kez hasta Körfez savaşından sonra geldiği sivil hayata uyum sağlayamıyordu. Bunun sonucunda hiçbir suçu olmayan bir çok sivili katletmişti.

Aylin bu hastası üzerinde çalışırken Amerikan ordusunun askerlerini cesaretlendirmesi için verdiği ilaçların yan etkisi sonucu hastanın bu duruma geldiğini saptadı ve bu sonucu hemen askeri yetkililere bildirdi. Aylin’in verdiği bu sonucu askeri yetkililer daha önceden bildiğinden Aylin’in bu olayın üstüne gitmemesini istediler ve onu uyardılar. Aylin bu sessizliği sindiremeyerek sözleşmesinin bitmesinin ardından Albay rütbesindeyken ordudan ayrıldı.

Ordudan ayrılmasından sonra 19 Ocak 1995 Perşembe günü evinin bahçesinde o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından kendi arabasının altında ölü bulundu. Zengin,ünlü ve saygın insanların yaşadığı mahallede yerel polis ve yerel yöneticiler mahallenin adını polisiye bir olaya karıştırmamak için dosyayı apar topar denebilecek bir hızla kapattılar,teşhis ise:”freak accident”yani garip bir kaza idi.

“…Yükseltilmiş sahnede kapağı açık maun bir tabut duruyordu. Uzun bir sıra oluşturan insanlar tabutta yatan Albay üniformalı Amerikan subayını selamlayıp içlerinden dua ve veda ederek tabutun başından ayrılınca yanan yürekleriyle gelip salondaki koltuklarda yerlerini alıyorlardı. Herkes etrafa hakim olan ordu düzeninin saygınlığını kutsar gibi sessizce ağlıyordu… Katafalkın üstünde dört bir yanı rengarenk çiçeklerle donanmış tabutta yatan kişi

,bir askerden çok,oraya bir film çekimi için öylece uzanıvermiş bir Hollywood yıldızını andırıyordu. Bu albay üniformalı Amerikan subayı bir Türk kadınıydı.”.

ALINTI

BİR GÜN

Ayşe Kulin ‘Bir Gün’de Zelha Bora ile Nevra Tuna adlı iki kadının öyküsünü anlatıyor. Bu iki kadının birbirlerinden farklı yaşamları kitapta hem birbirleriyle hem de bizim hayatlarımızla kesişiyor.
Gazeteci Nevra Tuna, özel yaşamında sorunlar yaşamış,eşinden henüz boşanmış bunun yanı sıra iş hayatında da zor bir dönemdedir. Köşe yazarlığı yaptığı gazetedeki yerini elinde tutması, güçlükle ayarlanmış bir röportajın gerçekleşmesine bağlıdır. Kitap, Nevra’nın röportajı yapacağı hapishaneye gizlilik içinde yaptığı bu gergin yolculukla başlıyor.Görüşeceği insan ise siyasi bir kadın tutukludur. Zeliha Bora,güneydoğuda doğup,büyümüş ve bulundukları beldenin tanınmış aşiretlerinden birisinin kızıdır.Hükümlü olmasının nedeni ise terördür,Zeliha milletvekili kocasının tutuklanmasından sonra kendince onun davasını devam ettirebilmek adına atılmıştır siyasete.

Nevra ile Zelha önce tanışırlar,tanışma başlangıçta pek olumlu değildir,Fikirlerinden ve bağlı olduğu davadan ödün vermeyen Zeliha gazeteciyi sürekli terslemektedir ve aralarında bir türlü uzlaşmaya varılamamaktadır.Nevra başlangıçta ona çocukluğu,genç kızlığı ve ailesi hakkında sorular sormaya başlar,oysa Zeliha bunlardan değil de davasından söz etmek istemektedir,halkına yani onu destekleyen kesime seslenmek,mesajlar vermek arzusundadır bu röportaj ile.Konuşmaları başlangıçta bu şekilde biraz sürtüşmeli bir şekilde gitmekteyken ve sürekli olarak bir “siz”,”biz” kavgası yaşanıyorken gazeteci, Zeliha’ya eskiden tanıştıklarını söyler,Zeliha ve Nevra yani Zelha ve Nevo aslında çocukluk arkadaşıdırlar.Nevra’nın babası Zelihaların bulunduğu bölgenin kaymakamlığını yaptığı süreçte tanışmıştır iki arkadaş ve çocuklukları Nevra ve ailesi taşınana dek birlikte geçmiştir fakat sonrasında her ikisi de birbirlerinden haber alamamaya başlamışlar ve iletişimleri kopmuştur.Şu anda onlar birbirlerinden bambaşka iki hayat yaşamaktadırlar fakat aslında birbirleriyle o kadar çok benzerlikleri vardır ki biri bir aşiret kızı,diğeriyse ekonomik özgürlüklerine sahip,özgür,çağdaş bir kadınken aslında yaşamları bazen birbirine öylesine benzerdir ki;çünkü ikisi de kadındır ve ortak duyguları paylaşırlar çoğu zaman.
Bu anımsamadan sonra kadınlar birbirlerinden ayrı kaldıkları süre içindeki özel yaşamlarını konuşurlar,nerden nereye geldiklerini,yaşamlarında nelerin değiştiğini anlatırlar birbirlerine.Nevra’nın ailesi yavaş yavaş dağılmıştır,anne ve babası ayrılmış,annesi tekrar evlenmiş,erkek kardeşi de annesiyle birlikte kalmıştır,Nevra ise babasıyla yaşar sonrasında evlenir,Cengiz adında bir de oğlu vardır fakat evliliğinin onuncu yılında eşinden boşanır,iş hayatı da pek yolunda gitmemektedir.Görüldüğü gibi Nevra,o ekonomik özgürlüğüne sahip,özgür kadın portresinin altında sorunlu bir yaşantı barındırmaktadır.Zeliha ise sevdiği erkekle evlenmesine aşireti izin vermeyince sevdalısına kaçmıştır fakat evliliği ona mutluluk getirmemiştir,eşi onun üzerine bir kuma almış,bir çok geceler onu dövmüş ona eziyetlerde bulunmuştur,Bir çok cefa ve eziyet çeken Zeliha aşirete dönmekten de korkmaktadır fakat onu çok seven dedesinin ona sahip çıkmasıyla ailesine döner ve sonrasında da aşiret tarafından kendisinden yaşça büyük bir adamla evlendirilir.Bu evlilik onun için bir sevgi evliliği olmasa da kocasıyla ilişkileri gayet iyidir. Ona bir baba gibi davranmaktadır belki de.Yani iki kadın da,o çocukluk günlerinden sonra bambaşka dünyalarda fakat birbirine benzer acılar içerisindeki yaşantılarda bulmuşlardır kendilerini.
Konuşma bu şekilde birbirlerinden habersiz yıllardan bahsederek devam ederken çocukluklarını anımsar iki arkadaş.Ailelerinden,o zamanki paylaşımlarından,anılarından söz ederler fakat bunların yanı sıra önemli bir noktaya da temas etmeye başlarlar,Türk-Kürt sorunu…Zeliha konuşmalarında sürekli siz ve biz şeklinde iki ayrı taraftan bahsederken Nevra sürekli buna karşı çıkar ve “siz-biz yok,biz hepimiz biriz” der,fakat Zeliha durumun hiç de öyle olmadığı görüşündedir.Kendilerine yapılanlardan,dışlanmalarından söz eder,siyasete girişini,milletvekili oluşunu,bu davanın içine nasıl düştüğünü ve hapishaneye nasıl girdiğini anlatır.Bu anlatımın içinde Zelha’nın dedesinin anlattığı Kürt tarihi, Kürt aşiretlerinin Osmanlı ile ilişkileri, devlet kuramama nedenleri de vardır.Kurtuluş Savaşı’nda aynı safta çarpışmanın öykü ve türküleri de…
Zeliha’nın amcasının oğlu Cengiz’in başına gelen olaylar çerçevesinde son yıllarda Güneydoğu’da yaşamanın bedeli olan gözaltılar, tutuklamalar, işkenceler de örneklenir, Güneydoğu’da asker olmanın bedeli olan sakat kalmalar da ele alınır.Cengiz’in suçsuz yere hapislerde yatmasını sonrasında ise dağa çıkıp eşkıya oluşunu birer birer dedenin anlatımıyla sunuyor yazar.
Konuşma boyunca iki kadının birbirlerinden uzak geçmiş yılları,iki dostun özlem dolu kavuşması,tarihe mal olmuş büyük bir sorunu…hepsi bir güne sığdırılıyor.Bir günde sorguluyorlar yaşamlarını,yaşadıkları sorunları.Birbirlerini yıllar sonra bulan bu iki arkadaştan biri hükümlü diğeri ise onun hakkında bir yazı hazırlayacak bir gazeteci olarak karşı karşıya geçmiş,bir günde hem türk-kürt sorununu hem güneydoğuda ki kadınlarımızın sorunlarını hem kendi sorunlarını,acılarını paylaşıyorlar.İki dost bazen fikir ayrılıklarına düşüyorlar,iki farklı tarafmış,iki düşman tarafmış gibi bakıyorlar bazen olaylara ve birbirlerine fakat sonra paylaştıkları anılar,ortak acıları,kesişen yaşamları onlara bir olduklarını anımsatıyor.Bir güne sığmayacağı çok bellidir bu sorunların fakat Nevra’nın da dediği gibi bir yerlerden başlanmalıdır,belki sorunlar bugün çözülmeyecektir ama elbet bir gün…

ALINTI

FÜREYA

Hikaye, Füreya 82 yaşında ölüm döşeğindeyken büyük halası Sara’nın anlattığı olaylarla başlıyor. Füreya’nın ölmüş olan halası bir gün, küçük gözleri, gaga gibi burnuyla tıpki bir kuşu andıran yaşlı esmer haliyle Füreya’nın hayatının son günlerini geçirdiği penceresinin önünde beliriyor.

“Gitme zamanı kızım, seni götürmeye geldim. Ben senin refakatçinim” diyordu. Sara halası Füreya’yı onu götürme sebebini ise ona çok benzemesini gösteriyordu. Sara halası fiziksel olarak güzel ve çok alımlı Füreya’ya benzemiyordu ama, yaşadıkları hayat olarak birbirlerine çok benziyorlardı. Sen ve ben, bizi maddi yönden rahata erdirecek evliliklerimizin yavan tadını aldıktan sonra hayatımıza özgür ve yalnız devam etmeyi tercih ettik diyordu. İkiside ömürlerini kendilerine ait olmayan çocukları yetiştirmeye hercamışlardı.

Sara halası, onüç yaşındayken babasını, bir hafta sonrada annesini kaybetmiş kimsesiz kalmıştı bunun üzerine o küçük yaşına rağmen babasının pek yakın dostu Hüsamettin efendiye bir mektup yazarak kendi ve kardeşlerini himaye etmesi için yalvarmıştı kimsesiz kalan bu çocukları Hüsamettin bey yanına almıştı. Hüsamettin bey Sara’ya üç yıl baktıktan sonra onu ellisini çoktan geçmiş şişman ama zengin bir adamla evlendirdi. Sara nın kardeşleri Cevat ve Şakiri ise askeri okula yatılı olarak vermişti. Sara bu evliliğe kardeşlerine bakmak dolayısıyla paraya ihtiyacı olduğu için itiraz etmemişti.

Füreya, rüyasında halasını gördükten sonra derin bir hasret bastı içini, çocukluğundan itibaren çok çalkantılı ve enterasan geçen hayatı gözlerinin önünden birer birer canlanmaya başladı. Füreya’nın çocukluğu, teyzesi Aliye ve Cevat dayısının kızı Mutarra ile beraber Büyükadadaki Şakir paşa köşkünde geçti. Anaannesi, her zaman köşklerinin bahçesi için cennetten bir köşe derdi.

Füreya’nın annesi Hakkiye hanımdı, babası onu ve kardeşi Ayşe’yi iç güveyi olarak gelen, askeriyede yetişmiş yüksek rütbeli askerlerle evlendirmişti. Füreyyanın babası Emin bey teyzesi Ayşe’nin kocasının adı ise Ahmet’ti bu ailede olabilecek en büyük tatsızlık, Cevat ile babası Şakir paşa arasındaki bitmez tükenmez münakaşalardı. Şakir paşa tek oğlu olan Cevat’ı İngiltere’ye eğitime yollamış ama o okulu bitirememiş daha sonra İtalya’ya geçerek orada İtalyan bir kıza aşık olmuş ve onunnla evlenmişti. Bu olay ailede özellikle Şakir paşa tarafından hoş karşılanmamıştı. Cevat bey İtalya’dan eşiyle döndükten sonra babası Şakir paşayla Afyon’daki arazinin mahsül parasını almaya giderlerken babası Şakir paşayı bir anlık öfkeye kapılması sonucu öldürmüştü. Kader sanki Şakir paşa ailesinin ve ülke dıramını müthiş bir ayarlamayla aynı zamana denk düşürmüştü hem Şakir paşanın geride kalan eşi ve evlatları hemde ülke, 1914 yılının son aylarında derin bir yas ve şaşkınlık içindeydi avrupa devletlerinin 1914 de başlattığı Birinci Dünya savaşının korkunç girdabına, Osmanlı devleti gözü kapalı sürüklenecek ve o girdapta boğularak ölecekti.

O sırada Mustafa Kemal İstanbul’da kalarak mühim işler başarmaya imkan olmayacağını anlamıştı. Mustafa Kemal İstanbul’dayken silah arkadaşlarıyla gizli gizli toplantılar yapıyordu. Bu toplantılara, Füreya’nın babası Emin bey de katılıyordu. O günlerden birinde Füreya daha dokuz yaşındayken Emin bey kendi evinde gizli bir toplantı yaptı, toplantıya üç kişi katılmıştı Füreya bunlardan Seyfettin beyi tanımış, diğer iki kişiden uzun boylu, mavi gözlü adamı görünce onu çok merak etmişti, babası onun Harbiye’den sınıf arkadaşı Mustafa Kemal olduğunu söyledi.

Emin bey, Atatürk’ün yanında savaşa katılmış ve zaferden sonra ordu komutanı olarak İzmir’e atanmıştı. Artık o Cumhuriyet ordusunda bir paşaydı. Bir süre sonra, Mustafa Kemal, Hakkiye hanımın yakın arkadaşı Latife hanımla evlendi ertesi gün Emin paşanın evine akşam yemeğine geldiler çok iyi Fransızca bilen ve keman çalan Füreya yemek sonrası küçük yaşına rağmen misafirlerine çok güzel bir keman konçertosu çaldı. Sonra Füreya Mustafa Kemal’in yanına giderek bana bir şeyler yazar mısınız? Diye sordu. Bunun üzerine Mustafa Kemal şunları yazdı “Füreya hanım diye başlıyordu, görüyorum ki çok çalışkan bir insansınız. Millet sizden çok şey bekliyor. Siz çalışmalı birşeyler vermelisiniz memlekete.” Füreya defterini kutsal bir emanet gibi göğsünün üstüne bastırıp odasına çıktı.

Atatürk memleketinize hayırlı olunuz diye yazmıştı. Anadolu’ya gidip halka faydalı olmak için çok hevesliydi. Tam bu sıralarda Füreya’nın Ahmet eniştesi, Bursa’lı çok varlıklı bir ailenin oğlu Sabahattin isimli gencin kendisiyle tanışmak istediğini, ona hayran kaldığını söyledi. Füreya’da ev halkını şaşırtacak biçimde tanışalım dedi.Çünkü Füreya evleneceği kişiyi kendi bulacak idealist bir kadındı. Sabahattin iriyarı, uzun boylu, açık kumral oldukça yakışıklı bir adamdı. O bir toprak ağasıydı Bursa’da uçsuz bucaksız bozkırı vardı. O at sürmeyi, ekin kaldırmayı, manda gütmeyi biliyordu. Füreya akşam eve geldiğinde, Sabahattin beyi beğendim dedi fakat Hakkiye hanım onun bu hayata alışamayacağından endişeliydi.

Evlendikten sonra Bursa’ya gitttiler, Füreya yaşayacakları yeri görünce, hayalleri yıkılmıştı. Çünkü, yaşayacakları ev bir ahırın ikinci katında tuvaleti dışarda olan eski bir kır eviydi. Kocası Sabahattin ise vakit geçtikçe sertleşmeye bağırmaya, hatta içkili olduğu vakit tokat bile atan çok kaba, herşeyine karışan bir koca olmaya başlamıştı. Bir süre sonra Füreya hamile kaldı bu sebeple boşanmaktan bir süre vazgeçti ama Füreya bir erken doğum sonucu bebeğini kaybetti İstanbul’da olsaydı belki bebek kurtulacaktı ama kocası doğumu Bursa’da doktor kontrolü olmadan yapması için çok baskı yapmıştı hiç bir suretle İstanbul’a gitmesine izin verilmemişti bu olaydan sonra Füreya kocasından hemen ayrıldı Füreya’nın ailesinin maddi durumu eskisi kadar iyi değildi. Bir kaç yıl sonra Emin paşanın silah arkadaşlarından Kılıç Ali Füreya’yı görmüş onu çok beğenmişti. Füreya Fahrünissa nın zengin bir kocayla evlenip mutlu olmasından çok etkilenmişti, para sihirli idi dokunduğu her şeyi değiştirebiliyordu bu sebeple Kılıç Ali ile evlenmeyi kabul etti. Füreya onu zaten her gün gazetelerde görüyor ve onun hakkında az çok birşeyler biliyodu.

Füreya, Kılıç Aliyle evlendikten sonra Ankara’ya taşındı. Ankara’da münevver bir çevre bulacağını sanmıştı. Ama, ne yazıkki Mustafa Kemal’in çevresi bomboş insanlarla doluydu. Hiç birinde ne kültür, ne birikim ne de sanat tutkusu vardı, evet, savaşı arkadaşlarıyla kazanmıştı şüphesiz ama Cumhuriyet sonrası verdiği savaşta yapayalnızdı. Atatürk ve Kılıç Ali çok sıkı dostlardı. Atatürk, sık sık evlerine geliyor. Füreya’nın özenle hazırladığı masalarda yemek yiyorlardı. Fakat birkaç yıl sonra 1938 yılında Atatürk’e siroz teşhisi kondu o yılın Temmuz ayının ortalarından itibaren bu yemeklere son verildi bu zaman süresince Füreya kocasını çok az gördü. Kocası 10 Kasım günü gözleri kan çanağına dönmüş bir halde eve geldiğinde, bu acı haberi çoktan radyodan öğrenmişti.

Füreya, teyzesi Fahrünissanın sergisi için çok yoğun bir tempoda çalışıyordu sergi bitimindeki gün yatak odasındaki koltuğa yığılıp kaldı. Onu apar topar Teşfikiye sağlık yurdu klıniğine götürdüler ertesi gün Füreya’ya verem teşhisi kondu. Tevfik Sami paşanın bakımı altındaki Füreya’ya Büyük Ada tepelerinde çamlar içinde ev tutuldu kışın ise İsviçre Leysinde bir senatoryumda tedaviye devam edildi bu uzun tedavi süresince teyzesi Fahrünissa Füreyyayı bir sanat dalına başlaması için teşfikte bulunuyordu boya, resim kalemi derken diğer bir gün plastik şekil verilebilen kalıplardan yolladı ona, bu plastikleri şekillendirmeyi çok sevmişti Füreya, sonunda toprak kil ile ilgili kitapları okumaya başladı bir kaç gün sonra toprak önüne getirilip konduğunda, tepsinin üzerine yığılmış kili avuçladı, bir serinlik yayıldı parmaklarından kollarına doğru, sanki beyaz bir ışık güneşten toprağa, topraktan Füreyya’nın ellerine geçiyor ellerinden yüreğine ve beynine yürüyordu. Teknik yönlerini bulmak için bir hoca buldu fakat Füreya okuduğu kitaplar yüzünden hocasından çok daha bilgiliydi. Bu sırada Füreya’nın tedavisi sürmekteydi Fransa da yeni bulunan Streptomosin isimli ilaçla tedavi oluyor, hemde ticari seramikler yapan bir atölyede çalışıyordu. Çamurla yaptığı panoların üstüne doğduğu büyüdüğü toprakların labirentlerinden gelen birikimi yansıtıyordu bir Fransız eleştirmeninin olumlu görüşleri ile Fransada eserlerini sergiledi. Sergide sürekli flaşlar patlıyor gazeteciler ona soru soruyordu. Ertesi gün gazetelerde çok iyi eleştiriler aldı. İnanamıyordu, bir akşam üstü bir saatin içinde ünlü olmuştu Füreya hastalığının devam etmesine rağmen aşığı olduğu seramik sanatına devam ediyordu bir sergide İstanbulda açacaktı bu sergide çok görkemli bir şekilde olmuştu.

Bu süre zarfında kardeşi Şakir’in Sara isminde bir kızı olmuştu kendi çocuğu olmadığı için bu çocuğu kendi kızi gibi hissetmişti daha sonra Sara’ile çok iyi ilişkiler kurup onun öz annesi durumuna gelecekti hatta ilerde onu kendi velayeti altına aldıracaktı yine bir akşam üstü yolda yürürkene ateşi oldukça yükseldi anladıki hastalığı tekrar nüksediyordu; bundan böyle Sara’yı uzaktan bile sevemeyecekti bu onun için ölüm gibi birşeydi. Fransadaki doktoru onun hiç bir tedaviye cevap vermediğini yapılacak tek şeyin kökten çözüm olarak çiğerinin bir kısmının kesilip atılması olduğunu söyledi. Ama bu ameliyat çok riskliydi yüz kişiden ancak bir kişi kurtulabiliyordu Füreya bu amaliyatı ailesinden gizli olarak yaptırdı ve çok zor ameliyatta başarı ile çıktı.

Füreya yaşamının diğer kalanında sanatına devam etti ve Türkiye’nin ilk kadın seramik sanatçısı olarak tarihteki yerini aldı. Yaşamının son yıllarında hastalığı sebebiyle çamurdan uzak düşmüştü bundan sonra ne ellerinde, ne kollarında güç kaldı bir mum gibi sönmeye başladı yatağa düşmüştü ama kızı diye düşündüğü Sara bir türlü ziyaretine gelmiyordu çünkü, o da bir kaza sonucu hastanede yatmaktaydı. Füreya’nın durumu oldukça ağırdı böyle bir gün Sara iyileşip onu görmeye geldi. Füreya onun elini tutmak istedi ama başaramadı, tek kelime bile konuşamıyordu, Sara uzun süre elleriyle onun kollarını ovaladı ve ona baktı biraz sonra doktor Sara’ya onu çok yormaması için ayrılması gerektiğini söyledi Füreya’nın Sara çıkınca kararacağını sandığı oda, birden ışık içinde kaldı. Karda ay ışığı yansımalarını andıran, beyaz, temiz, sakin bir ışık … pencerenin orada neler oluyordu?

Kuş! Kanatlarında gümüş parıltılarıyla beyaz kuş. Ama tünemiyor pencerenin pervazında bu kez iki yana sere serpe açıyor kanatlarını, tüm pencereyi kaplıyor göz göze geliyoruz. Kanatları küçük çırpınışlarla sarsılarak, beni bekliyor. Artık hazırım diyor Füreya. Merhaba ölüm. Hoş geldin!

ALINTI

GECE SESLERİ

Ayda annesinin hastanede olduğunu öğrenip seminerde olduğu Erzurum’dan İstanbul’a gelir. Kötü hava şartları nedeniyle bir türlü kızına ulaşamaz. Daha sonra hastanede Ziynet Dadıyla karşılaşan Ayda oturup konuşurlar. Ayda’nın annesi beyin ameliyatı olur. Eve dinlenmeye giden Ayda bir türlü kızına ulaşamaz ve meraklanmaktadır. Bir zamanlar annesi ile yaşadığı anne-kız problemlerini şimdi kendi kızıyla yaşamaktadır.
Yusuf yeni yetme bir genç iken kötü yola sapmasın diye Ziynetle birlikte olmasını söylüyorlar. Bunun üzerine genç kız olan Ziynetle Yusuf birlikte olmaya başlıyor. Belli bir zaman sonra hamile kalan Ziynet çocuğunu doğuruyor. Ancak her şeyi yöneten Sultan hanım çocuğun öldüğünü söylüyor. Bu sırada yeni doğan Nedim bebeğe süt annelik yapıyor. Yılarca Nedimi büyüten Ziynet onun can yoldaşı oluyor. Yıllar sonra Nedim Bey evleniyor. Evlendiği hanım olan Rengigül’ün başından bir evlilik daha geçmiştir ve bir kızı vardır o da Ayda’dır. Nedim Bey ve Bozova’da bulunan konaktaki hanımlar Ayda’yı çok severler. Ayda Nedim beyi babası yerine koyar. Hatta 70’li yılarda olaylara karışan Ayda’yı siyasi itibarını tehlikeye atarak karakoldan kurtarıyor.
Belli bir zaman sonra ortaya çıkan Yağız adlı genç ailenin malı olan un fabrikasında işe başlıyor ve Sultan Hanım’ın isteği ile fabrikada yükseliyor. Daha sonra yaptığı numaralarla Yusuf Bey ve Nedim Beyi birbirine düşürüyor bu sırada siyasetle ilgilenen Nedim Beyin babası Kerami Beyinde siyasi itibarını bozuyor. Ziynet Dadı Yağızı hiçbir zaman sevemiyor. Bu olayların bazılarını Ayda’ya anlatırken Ziynet Dadı sık sık can yoldaşı olan Satı’yı anarak Sultan Hanım’dan bahsediyor. Satı ile Sultan hanım can yoldaşlarıydı ancak Satı evlerinde kahya olarak görevliydi. Bu sıralarda Ayda yanlışlıkla annesinin günlüklerini ele geçiriyor. Günlüğünde onunda bir zamanlar siyasi olaylara karıştığını ve tıpkı Ayda gibi ailesinin karşı çıktığı bir evlilik yaptığını öğreniyor. Ayda daima annesinin güzelliğini kıskanıyordu. Ancak son zamanlarda annesini depresyonik hali ve ilgisizliği aralarını gitgide açmıştı. Annesinin bir başka günlüğünde ise Nedim bey ile Ziynet Dadının ilişkisini anlatıyor. Bunu öğrenen Ayda çok şaşırıyor. Nedim Babasının ziynet’in yanında rahatladığını tüm dertlerini ona anlattığını öğrenen Ayda annesinin Ziyneti hiç sevmemesine hak veriyor.
Ertesi gün hastaneye giden Ayda annesinin bir kanama daha geçirerek hayata gözlerini yumduğunu öğreniyor bu sıralarda Ziynet’te kendi evinde iyice yaşlanmış olan Yusuf’u ağırlıyor ve Yusuf hayatının en büyük sırrını açıklıyor. SAtı’nın ölmek üzereyken söylemişti bu sırrı Yusuf’a. Aslında hep nefret ettiği ve bir türlü ısınamadığı Yağız’ın ikisinin çocuğu olduğunu öğreniyor.

ALINTI

NEFES NEFESE

on osmanlı Padişahlarından Fazıl Resat Paşa’nın Leman hanımla evlilğinden Sabiha ve Selva adında iki kızı vardır.Sabiha ve kardeşi Selva kolejlerde okuyup,piyano ve dil dersleri aldılar ve cok kültürlü iki kız oldular.

Sabiha arkadaşlarıyla çay partilerine gidiyordu orada Macit adında bir geçle taıştı ve 6 ay sonra evlendiler.Selva ise liseden beri hoşlandığ arkasaşı Rafael Alfandiri’yi seviyordu ama Rafo yahudi oldğundan babası bir türlü razı olmuyordu.O sırada tüm Avrupa’da savaş olduğundan Türkiye’de etkileniyordu.Türkiye kimin yanında olacağına karar veremiyordu.
Ruslar,sartları kabul edilmezse boğazları alacaklar,İngilizler ordu yardımında bulunmayacaklar,Almanlar ise yahudilerin yanında olduğumuz taktirde saldıracaklardı.
Aşağı tükürsen sakal,yukarı tükürsen bıyık hesabı ama Türkiye akılcı bir politika izliyor,kimsenin yanında değilmiş gibi davranıyordu bu oyalama taktiğiydi yani Türkiye, savaşın ateşine bulaşmadan,Almanlarla Müttefikler arasında gerili ince ipte,bir cambaz
maharetiyle yürümeye çalışmaktaydı.

Macit üst düzeye yükselmişti ve ani gelen telefonlar ardından sabahlara kadar süren toplantılar Macit ile Sabiha’yı birbirinden uzaklaştırıyordu gidgide.Sabiha ile Macit’in Hülya adında yedi yaşında birde kızları vardı.O sırada Selva ise babasından aldığı keçi inadıyla Rafo’nun da ailesinin ısrarlarına dayanamayıp birlikte Marsilya ya yerleşiyorlar.Ama Naziler heryere zehirli bir gaz gibi sızıyorlar.Naziler,Türk pasaportu yada pasaportu yanında olmayanları ve yahudileri bir yük vagonuna doldurup esir kamplarına götürüyorlar yada sokağın ortasında iç çamaşırlarını indirip sünnetliler mi diye kontrol ediyorlardı.Ama Selva herşeyi göze alıp hamile bile kalmıştı.Ankara’ya o sıra,Macitin yanına yeni bir çocuk atanmıştı Tarık diye,dürüst bir Anadolu çocuğuydu Tarık ve Sabiha da Macit de onu çok seviyorlardı.Tarık kısa zamanda yükseldi ve Fransız(Paris) konsolosluğuna atandı bu arada Sabiha’nın en yakın arkadaşı olmuş,birbirlerinden ayrılacakları için cok üzülmüşlerdi. Selva ile ilgili herşeyi anlatmıştı Tarık’a Sabiha ve Tarık gidince ona yardım edeceğine söz vermişti Tarık,Paris’e iner inmez aradı Selva’yı tam trenden indiginde Naziler yine işbaşındaydı zaten hiç durmuyorlardı ki.Tarık,Selva’ya Fransız konsolosu Nazım Kenterden bir randevu ayarladı.Çünkü herkes SS’lerden kurtulmak için Türk konsoloslugunun önünde uzun kuyruklar oluşturmuştu pasaport için.Kocasının ve kendinin pasaportunu aldı.Selva bu arada Türkçe bilmeyenlere Naziler yakalarsa diye türkçe öğretiyordu.Komşularından biri Selva’ya geldi ve konsolosu tanıdığı için kızı ve oğluna pasaport istiyordu.Selva çok iyi yürekli olduğu için kabul etti.Tarık ise İstanbul’dan bir arkadaşı Muhsin ile ev tutmuştu.Muhsin’in eve sürekli arkadaşları gidip geliyordu,bunlardan biri de Ferit idi.
Ferit ile Tarık çok iyi dost oldular.Hatta Tarık Ferih’in arkadaşı Margot’la çıkmaya başladı,Ferit zaten evliydi.Ferit gizli bir kuruluşta çalşıyordu ve yahudi olan Türkleri ve pasaportu olmayanları ek bir vagona doldurup İstanbul’a göndermek istiyorlardı.Bu trnden bakanlıktan duymuş olan Tarık’ın da haberi vardı.Selva’da Tarık’tan öğrendi,babasından dolayı gitmeyi düşünmüyordu.Ama doğan küçük çoçuğu Fazıl olunca ve Rofo’yu Naziler esir alınca fikrini değitirdi.Ama Selva kurtulup diğer insanları orada bırakamazdı.Ne yapıp ne edip Tarık ve konsolosu yardın etmeye razı edince,oğlu ve kızına pasaport isteyen kadını,çevre komşularını,Rafo’nun kuzeninin ailesini herkesi bir evde topladılar sahte pasaportlar alındı,resimler yapıştırıldı.

Bu arada Selva herkese ihtiyaç duyacağı Türkçe cümleleri öğretiyordu.Marsilya’da gelişmeler böyleyken Ankara’da da durum karşıktı.Sabiha kocasının ilgisizliğindençocuğuyla ilgilenmemeye başlar ve depresyona girer.Macit anne ve babasını çagırdı yanına,bir müddet orada kaldılar.Bu sırada Macit karısını briç partilerinden tanıdığı bir ruh doktoruna götürdü. Karısı içinde gizli kalmış bütün duyguları,ihtirasları ve kıskançlıklarını cerahat gibi akıtıyordu doktora,hatta kocasına bile söylemişti doktorunun yanında kendini çırılçıplak hissetiğini.Kocası bu durumdan şüphelenmişti ama sonra kendini ayıplamıştı.Fakat Sabiha kocasından bulmadı ilgi ve şefkati,en yakın arkadaşı doktoru,sırdaşında bulmuştu ve aralarında bir yakınlaşma olmuştu.Fakat bunu durdurup birşey olmamış gibi devam ettiler hasta doktor ilişkilerine.Ama Sabiha gercekten de bir gelgitteydi ve tedaviler ona çok iyi geliyordu.

Vatikan’ın İstanbul temsilcisi’den sahte vaftiz belgeleri geldi bunları çocuklar için kullancaklardı.Selva,Rafo ve Ferit sahte pasaport ve kimlikleri hazırlamıslardı ve herkes gerektiğince Türkçe biliyordu.Fakat trenin yolunu nereden geçeceğini bulamıyorlardı bir türlü,derken Ferit’in aklına geldi ve tam berlin’in ortasından geçeceklerdi,zaten Berlin’in ortasından geçen bir trendenkim şüphelenirdi ki? Gel zaman git zaman trenin kalkacağı bildirildi ve bindiler trene,durduklarında birkaç kez Naziler kolaçan ettiler ama bir sorun çıkmadı.

Selva yine herzamanki gibi her olaya yetişti.Herkesde mutlulukla korku karışımı acayip bir duygu yüklüydü.İnsanlar o kadar korkmuşlardı ki,kopartıp atamamışlardı yüreklerinden fakat Selva başka bir şey düşünüyordu.Tüm bunlablası Sabiha ile annesi Leman hanım ellerinde beyaz bir mendil sallıyorlardı.Babası gelmedi diye içinden geçirdi Selva,
“zaten neden gelsinki”diye düşündü.
Rafo küçük fazılı uzattı Selvaya annesine göstersin diye..işte o zaman gördü,Selva başını kaldırınca orada duruyordu,elinde bastonuyla,beyaz saçlı adam.

arın yanında acaba babası onu karşılamaya gelirmiydi? Sabiha ve annesinin geleceğinden emindi ama babası? Fazıl Reşat Paşa,kızının küçüklük resimlerini görmüş ve Macitten savaşın ilerlediğini duyunca kötü oluyordu.Nihayet Edirne’ye girdiler ve vagondaki herkes geldiklerine şükrettiler,daha sonra Rafo Selvaların komportamanına koştu.Çünkü sirkeci garına girmişlerdi.

ALINTI

Ve Kardelenler Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları e-kitabı..

İndirme Linkleri
Transitfiles: İndir
Hotfile: İndir
Fileserve: İndir

RAR ŞİFRESİ: www.blogdan.net

 

Ayşe Kulin E-Kitapları, 8.5 out of 10 based on 2 ratings

Ayşe Kulin E-Kitapları ile Benzer Yazılar:

29 Temmuz 2011 Saat : 2:42

“Ayşe Kulin E-Kitapları” için 1 Yorum

  1. erkan diyor ki:

    teşekkürler

    VA:F [1.9.20_1166]
    Rating: 0.0/5 (0 votes cast)

Ayşe Kulin E-Kitapları Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

 Son Yazılar FriendFeed

Tıklayın Yardımcı Olun

E-POSTA ABONELİĞİ

E-Posta adresiniz:

Delivered by FeedBurner

E-Postanıza gelecek olan onay linkine tıklamayı unutmayın.

site ekle

SPONSORLAR

Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı...

Bu sitede yer alan dökümanlar tanıtım amaçlıdır.Edinilen Dökümanlar 24 saat içinde kullanıcılar tarafından silinmelidir.
Telif Hakkı nedeniyle iletişime geçildiği takdirde,ilgili bağlantı ve linkler gözden geçirilerek 72 saat içerisinde gerekli işlem yapılacaktır.

Bu siteden Alıntı yapılabilir.Alıntı yapıldığı zaman lütfen Kaynak linkini konu içeriğinde gösteriniz.