İhsan Oktay Anar – Yedinci Gün

Ortaya konan ‘ürün’ün edebi değer taşımasından çok ‘sürükleyici’ ve ‘kolay okunabilir’ olması tercih sebebi okur ve dolayısıyla yayıncı için… Bu durumda herhangi bir tarihi karakteri ‘aşk’ örgüsü etrafında roman karakterine dönüştürmek işten değil. Bir dönem padişah eşleriyle başlayan furya, padişahın diğer aile fertleri üzerinden devam ediyor.

Bu kitapları yayınlarken “İnsanlar başka türlü okumuyor. İçine aşk, entrika sosu katıldığında ellerinden düşürmüyorlar” gibi bir mazerete sığınıyorlarsa yayıncılar, bunun da iler tutar yanı yok. Böyle bir gerekçeyle kendilerini kandırabilirlerse bizleri de kandırırlar elbette. Sabırlı ve seçici okurlar zaten okuyacakları yazarları çoktan seçmiştir. O yazarların tarih algısı, aşk kurgusu hakiki bir edebiyat işçiliğinin ürünüdür. Bu yüzden sık değil ama tadını alarak okuyanlar için İhsan Oktay Anar gibi yazarları beklemek apayrı bir zevktir.

Takipçilerinin Puslu Kıtalar Atlası, Efrasiyab’ın Hikayeleri gibi romanlarıyla sevdiği İhsan Oktay Anar’ın yeni bir romanının eylül başında yayınlanacağı haberi okurlarında büyük heyecan yarattı. Anar’ın okurları sosyal paylaşım ağlarında Yedinci Gün adlı romanla ilgili sabırsızlıklarını dillendiriyor. İletişim Yayınları’nın paylaştığı tanıtım metninde şu cümleler yer alıyor: “Her kitabıyla okuru ayrı meselelerin, mesellerin ve hikayelerin içinde gezdiren, ustalıklı dili ve yarattığı atmosferle Türkçe edebiyatta özgün bir yer edinen İhsan Oktay Anar, bu kez Yedinci Gün romanıyla okur karşısında. Anar, her kitabında olduğu gibi Yedinci Gün’de de insanın en ilkel ve en asil yanını incelikle ele alıyor ve düşle gerçeğin birbirine dönüştüğü bir hikayeyle kendi zamanını ustalıkla yaratmayı başarıyor.” Bunca yıl sabırla bekleyen okur bir, iki hafta daha bekler usta yazarı..

star gazetesi/Gülcan Tezcan

Kitaptan Bir Bölüm

“Benzin tankları da doldurulduğunda vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Zeplinin kumanda kabinine önce Selahattin çıktı ve alavereye tırmanıp motör kabinine geçti. İhsan Sait ve İdris Dede ise ahşap merdivenden kumanda kabinine çıktılar. Aman Baba, aşağıda amelelerin başındaydı.

Yukarıdaki kumanda ve motör kabinlerinden yirmişer uçlu iniş palamarları sarkıtıldı. Aşağıdaki Aman Baba’nın emriyle 60 kadar amele bu palamarlara asıldı. Aman Baba’nın, ‘Hazır ol! Dikkat! Şimdi!’ demesiyle, bu iş için görevli ameleler, zeplini kum torbalarına bağlayan halatları baltayla kopardılar. İşte tam bu anda palamarlara var güçleriyle sımsıkı asılan adamların ayakları yerden kesilir gibi oldu.

Aman Baba korkuyla, ‘Herkes palamarlara!’ diye bağırınca geri kalan ameleler de telâşla koşuşturup halatlara asıldı ve tepesi neredeyse hangarın tavanına değen zeplin hasar görmekten böylece kurtuldu. Aman Baba, ‘Haydi arslanlarım! Göreyim sizi!’ diye haykırdıktan sonra, adamlar kendilerini paralayarak, zeplini hangardan dışarı çekmeye başladılar. Göklere yükselmek için can atan bir ejderhaya benzeyen hidrojen dolu devâsâ hava sefînesinin halatlarına asıldıkları için, zaman zaman ayakları yerden kesili kesiliveriyor, yerden yükseldikleri böylesi durumlarda, sanki boşlukta koşuyorlarmış gibi bacaklarını sallıyorlardı.

Nihâyet dışarı çıktıklarında bu kez kendi terleriyle değil şiddetli yağmurla ıslandılar. Üstelik zeplini oraya buraya kımıldatan şiddetli rüzgâr amelelerin işlerini zorlaştırıyordu. Aman baba, ‘Palamarları sakın bırakmayın! Kur’ân-ı Kerim’e nasıl yapıştıysanız halatlara da öyle yapışın! 40 adımımız kaldı!’ diye bağırdığında amelelerin çoğunun tâkati tükenmişti. Nihâyet zeplini hangardan yeterince uzağa götürebildiler. Ama hemen hepsi sıfırı tüketmişti.

Çok geçmeden zeplindekiler palamarları aşağı bıraktılar. Hava sefînesinin kumanda kabininde, İdris Dede açtığı iskele ve sancak pencerelerindeki mesnetlere makinalı tüfekleri rapt ederken İhsan Sait, makina dâiresi telgrafının kolunu geriye çekti ve muhabere borusundan motör kabinine, ‘Selo! İskele ve sancak motörleri marş! Yarım yol ileri!’ diye bağırdı.

Selahattin manyetoları çevirip irtifâ motörlerini gürül gürül çalıştırınca, zeplinin dört pervânesi birden, ‘Flap!….. Flap!.. Flap! Fırrrrrrrrrrrr!’ sedâsıyla dönmeye başladı. İhsan Sait kordona asılıp kıç safra tankından su boşaltınca, zeplin bir süre kuyruk havada yol aldı. Ancak dümeni kırıp hava sefînesini, rüzgârın estiği yere döndürdükten sonra, baş safra tankının valfına bağlı kordona, meyil saati 14 dereceyi gösterene kadar asılır asılmaz, aşağıdaki herkesin üzerine zeplinden ‘Foşşşşşş!’ diye su boşaldı. Zeplin artık olması gerektiği gibi, pupasını rüzgâra vermiş, burun yukarı seyrediyor, o karanlık gecede ve yağmur altında göklere yavaş yavaş tırmanıyordu! Allâh nazardan saklasın, bu koskoca hava sefînesi gerçekten muhteşemdi! Maşâ’allâh, Bârekallâh, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh! Fakat maateessüf, işte tam bu esnâda, bir tâlihsizlik kapkara yağmur bulutlarını dağıttı ve dolunayın ışığı zeplini bir süre gün gibi açığa çıkardı.”

Konuyu pdf formatında indirmek için Tıklayın

Kitabı Satın Alabileceğiniz Adresler

12,75TL

13,60TL

12,24TL

12,49TL

14,45TL

Cevap Yaz